Ka Görsel Kültür ve Sanatsal Düşünce için Mekan’ın ve Institut français Türkiye’nin desteğiyle gerçekleşen, sanatçı Alix Marie’nin Türkiye’deki ilk büyük sergisi olan “Ana / Ada”, Ankara ve İzmir’de izleyiciyle buluştu. Projenin İzmir ayağını oluşturan “Ada” sergisi, 28 Haziran’a kadar Çatı Açık Sanat Alanı’nda ziyaret edilebilecek. Sanatçıya ulaştık ve merak ettiklerimizi sorduk.
Türkiye’ye hoş geldiniz! “Ana/Ada” adlı serginiz iki farklı mekânda gerçekleşiyor. Bu oldukça özgün bir fikir. Bu konseptin çıkış noktası neydi?
Benim için de burada olmak büyük bir zevk. Her şey Ka Görsel Kültür ve Sanatsal Düşünce için Mekan’ın kurucu direktörü Oğuz Karakütük’ün benimle çalışma isteğiyle başladı. Oğuz, işlerimi Türkiye’ye taşımakta kararlıydı ve sergiyi iki farklı şehirde eşzamanlı yapma fikrini sundu. Neyse ki Fransız Kültür Merkezi de bu projeyi destekledi.
Sanat pratiğinizin başlangıcından bahseder misiniz? Hangi yol sizi bugüne getirdi?
Sanat eğitimime Central Saint Martins’te güzel sanatlar okuyarak başladım, ardından Royal College of Art’ta fotoğraf üzerine yüksek lisans yaptım. Ergenliğimden beri hem fotoğraf çekiyorum hem de heykeller yapıyorum. Öğrencilik yıllarımda disiplinler arası üretime yöneldim. Enstalasyon temelli işler üretmeye başladım; farklı malzemeler ve teknikleri bir araya getirerek izleyiciyi içine alan mekânlar yaratmak benim için önemli.





Anadolu kültürüyle olan bu bağınız nasıl oluştu?
İşim genellikle ilk sergileneceği yerle ilişkili tarihsel ve malzeme temelli araştırmalar içerir. Popüler kültürden müzelere, müzikten sohbetlere kadar çok geniş bir yelpazede araştırma yapıyorum. Bu projede kilimlere olan ilgim, çağdaş kilim tasarımı yapan işbirlikçim Taylan Aygün’le başladı. Daha sonra Ka Görsel Kültür ve Sanatsal Düşünce için Mekan’da Emirhan Demirel’in kilim tarihine olan ilgisini öğrendim; bana birçok kitap ödünç verdi.
Bir Fransız sanatçı olarak Anadolu sembolleri ve ritüellerini yorumlarken sizi en çok etkileyen öğeler neler oldu?
Kilim tarihindeki pek çok unsur, kendi pratiğimle örtüştü. Motiflerin nesilden nesile, özellikle kadınlar aracılığıyla aktarılması ve her motifin gizli bir görsel alfabe gibi sembollere karşılık gelmesi beni çok etkiledi. Bu sembollerin çömlekçilikte de yer alması, seramikle tekstili birleştiren işlerime referans oldu. Ayrıca tüm semboller doğurganlık, bereket ve korunma temaları etrafında dönüyor ki bu proje öncesinde zaten ilgilendiğim konulardı.

Şahmeran miti sergide güçlü şekilde hissediliyor. Bu efsane sizin için nasıl bir anlam taşıyor?
Mitleri ve özellikle dönüşüm temasını işlerimde sıklıkla kullanırım. Üstelik, bu sadece mitin içindeki dönüşüm değil, aynı zamanda mitin zamanla evrimleşmesi ve bugünkü kültürdeki izleri de beni cezbediyor. Şahmeran, Türk mitolojisini araştırırken karşıma çıkan ilk hikâyeydi. Ayrıca, Kadın-yılan figürü ve onun feminenlikle ilişkisi, önceki işlerimde de vardı. Bu bağlantı güçlü bir şekilde içime işledi.
“Ana” bölümünde Konya’dan getirilen tuz blokları, “Ada” bölümünde ise İzmir’in dokuma mirasını kullanıyorsunuz. Bu malzeme ve şehirleri nasıl keşfettiniz? Araştırma süreciniz nasıldı?
Bu, daha önce deneyimlediğim temalarla malzemeler arasındaki bir eşleşmeydi. Ayrıca Ka Görsel Kültür ve Sanatsal Düşünce için Mekan ekibi, tuz blokları üzerine yaptığım çalışmaları görmüştü ve bana Konya’dan bahsetti. Sergiden altı ay önce mekân ziyaretine geldim. Ardından, Tuz Gölü’ne gittik ve Konya’daki üreticilerle görüştük. Ada bölümünde ise Fransız Kültür Merkezi’nin direktörü Juliette Bompoint, bana İzmir tarihi üzerine bir kitap verdi. Son olarak İstanbul’a gelerek yerinde araştırma yapmak, stüdyoma döndüğümde işlerimi derinleştirmeme büyük katkı sağladı.
Sergide kırmızı kadife güçlü bir görsel öğe olarak karşımıza çıkıyor. Bu malzemeyle kişisel bağınız nedir?
Doğurganlık ve bereket gibi temalara yer verdiğim için kırmızı kadife; adet kanaması, düşük ve doğum gibi biyolojik deneyimlerin sembolü oldu. Aynı zamanda sahne, teatral alan, gösteri duygusu yaratmak istedim. Kadifenin dramatik etkisi, mimari yumuşaklıkla birleştiğinde tam da aradığım his ortaya çıktı.




“Ana” ve “Ada” başlıkları oldukça güçlü. Sizin için ne ifade ediyorlar? Nerede kesişiyorlar?
Kilim motiflerindeki simetri ve tekrarlar ilham kaynağıydı. Ayrıca, Türkçedeki palindromları (baştan sona ve sondan başa okunduğunda değişmeyen ifadeler). Örneğin, “Ana”, Ankara’daki bölüm için seçildi; toprak ve tuz gibi mineral malzemelerle bağlantılıydı. Diğer yandan, “Ada” ise İzmir ayağında, kadınlardan oluşan hayali bir adayı temsil etti. Sonuç olarak, Amazonlar’dan ilhamla, feminist bir ütopya kurguladım.
Şu anda dünya çapında sizi en çok heyecanlandıran sanat etkinliği nedir?
Mentorum ve favori sanatçım Tai Shani’nin Ağustos ayında Somerset House Londra’da sergileyeceği kamusal heykel projesi beni çok heyecanlandırıyor. Bunun dışında, Eylül ayında İstanbul Bienali ve ona paralel etkinlikleri keşfetmeyi sabırsızlıkla bekliyorum.





Sanat kariyeriniz boyunca karşılaştığınız en büyük zorluk neydi?
Sanat dünyası ve sanat piyasası, yapısı itibarıyla sürekli bir kırılganlık hali yaratıyor. Bu nedenle bu mesleği bırakmayı düşünmemek bile zaman zaman zor. En büyük mücadele, tüm zorluklara rağmen üretmeye devam etmek.


Eğer dünyadaki herhangi bir sanat eserine sahip olabilseydiniz, hangisini seçerdiniz ve neden?
Çok zor bir soru! Sanatçı olmanın güzel yanı, bazen eser takası yapabilmek. Marie Jacotey, Jeanne Vicerial veya Tereza Zelenkova gibi arkadaşlarımın işleriyle yaşamayı seviyorum. Hayran olduğum pek çok eser var ama onları sahiplenmektense başkalarıyla da paylaşılmalarını tercih ederim. Gerçek yaşam karşılaşmalarıyla anlamlı hale gelen işleri edinmeyi yeğliyorum. Yakında Anousha Payne ve Anna Perach’la eser takası yapmayı çok istiyorum.
E-BÜLTEN ABONELİĞİ
E-Bülten aboneliğiyle en güncel haberler e-posta kutunuzda!





