Sandığımız Gibi Olmayan Şeyler – Bölüm 2: Bazen İyi Bir Başlangıç İçin İyi Bir Kapanış Gerekli
Hazırlayan&Sunan: İlayda Özcan
Herkese merhaba. Ben İlayda. Sandığımız Gibi Olmayan Şeyler’in ikinci bölümüne hoş geldiniz. Uzun bir ara oldu, kabul ediyorum. Hatta biraz fazla uzun. O yüzden, “Umarım beni unutmamışsınızdır,” diye başlamak istiyorum çünkü bu kadar ara vermeyi ben de planlamıyordum. İlk bölümden sonra evet, biraz beklemek istemiştim. Hem anlattıklarımı sindirmek hem de sizin de bu podcast’i biraz benimsemeniz için. Ama sonra…
İlk bölümün ardından hayatımda çok yeni, bana çok farklı hissettiren bir gelişme oldu. Beni hem heyecanlandıran hem de kafamı karıştıran bir şey. Ve ikinci bölümde tam da bu hislerin üzerine, sevme biçimlerimizden; yakınlıktan, zihnimizdeki uzaklıklardan bahsetmek istiyordum ki grip oldum. Öyle “iki gün yattım geçti” tarzı bir grip de değil, hatta yatabildiğim bile söylenemez, o da ayrı mesele. Uzunca bir süre yakamdan düşmeyen, beni yavaşlatan bir gripti. Ee, hâl böyle olunca bekledim. Grip oldum, iyileştim derken bir baktım ki yıl bitmiş. Ta ta ta… ikinci bölümün konusu da kendiliğinden çıkıvermiş: 2025’in Z Raporu! 2026’nın ilk günlerini yaşıyor; her yerde vision board’lar, dilek listeleri, “bu yıl kesin şöyle olacak” cümleleri uçuşurken hâlâ geç kalmış sayılmam bence.
Bir şeyler istemenin, umut etmenin, hatta yüksek sesle dile getirmenin yanlış ya da ayıp olduğunu düşünmüyorum; tam tersine, çoğu zaman buna ihtiyacımız var. Ama bugün benim sizinle yapmak istediğim şey biraz daha farklı. Ben bugün sizinle biraz durmak, geriye bakmak istiyorum. Gerçekten adam akıllı bakmak. Ne yaşadık, ne yaşamadık, neleri büyüttük, neleri yok saydık… Bir görelim istiyorum.
2025 gerçekten hepimizi öldürmeye mi çalıştı? Yoksa biz sadece olumsuzu görmeye mi daha meyilliyiz?
Bu soruyu ülke gündemini bir kenara koyarak soracağım. Çünkü ülke gündemine bakarsak, herhangi bir bireyin akıl sağlığını koruyabilmesi ve “ben iyiyim” diyebilmesi zaten başlı başına mucize. Ve bizler de çoğu zaman gerçekleştirdiğimiz bu mucizenin farkında bile olmayan ve bu anormallikler ülkesinde debelendip duran insanlarız işte. Her neyse bugün bahsetmek istediğim şey, yaşadıklarımızı gerçekten objektif değerlendirip değerlendiremediğimiz. Çünkü bence mesele sadece kendi hayatlarımız da değil. Yaşadığımız çağda tuhaf bir şekilde çirkinlikleri, kötülükleri ve olumsuzlukları seçerek görüyoruz. Güzel şeyler oluyor ve bitiyor. Kötü olanlarsa sanki hiç geçmiyor gibi hissediyoruz.
Bir de tüketme hâlimiz var. Daha fazlasını isteme hâlimiz. Sahip olduğumuz güzel şeylere bakıp “tamam, bu da oldu” deyip geçiyoruz. Sanki olması gereken bir şeymiş gibi. Üzerinde durmuyoruz, kutlamıyoruz, hatta çoğu zaman farkına bile varmıyoruz. Güzel olan hızla sıradanlaşıyor; zihnimiz onu kayda değer bulmuyor. Ama olumsuz bir şey yaşandığında durum tamamen değişiyor. Orada duruyoruz. Oraya takılı kalıyoruz. Aynı düşünceye defalarca geri dönüyor, aynı duyguyu tekrar tekrar yaşıyoruz. Negatif olan, iyi olandan daha güçlü bir iz bırakıyor sanki. Çünkü zihnimiz tehlikeyi hatırlamaya, eksik olanı büyütmeye, canımızı acıtanı merkeze almaya daha yatkın. Bu yüzden de yılın sonunda yaşanan onca şeyin içinden, çoğu zaman sadece bizi zorlayanları çekip çıkarıyoruz. Geri kalan her şey silikleşiyor. Bu da aslında objektif bir değerlendirme değil negatif olana doğal bir eğilimle, farkında olmadan yaptığımız bir algıda seçicilik.
Ve itiraf edeyim, ben de bu insanlardandım.
2025’in, hatta belki son birkaç senenin benim için çok kötü geçtiğini düşünenlerden.
Evet, kayıplar yaşadım. Ayrılıklar oldu. Zorlandığım, kendimi yalnız hissettiğim zamanlar vardı. Bunları inkâr etmiyorum. Ama sosyal medyada “2025 berbat bir yıldı” isyanını o kadar çok görmeye başladım ki… Bir noktada durup kendime şu soruyu sordum:
“Gerçekten mi?”
Oturup bu yılıma baktım. Ne yaptım, ne yapmadım, ne istedim, istediklerimin ne kadarını başardım. Kimleri kazandım, kimleri kaybettim.
Ve vardığım yer beni biraz utandırdı açıkçası.
Çünkü 2025 benim için çok da güzel bir yıl olmuş aslında.
Terfi aldım.
Yıllardır yapmak istediğim podcast’e başladım.
İlk kitabımdan sonra bir roman yazıyorum.
Bir çocuk kitabı bitirdim.
Spor yazıları yazmaya başladım.
Bunlar aklıma ilk gelenler.
Ve fark ettim ki ben tüm bunların üstünü birkaç olumsuzlukla örtüp koskoca yılı çöpe atmaya hazırmışım. Tutunduğum yerler bunlar değil de canımı acıtan birkaç detay olmuş.
O yüzden size de sormak istiyorum:
Siz kendi yılınıza gerçekten baktınız mı?
Yoksa birkaç kötü ânı alıp bütün seneyi onunla mı tanımladınız?
Belki de 2025 sandığımız gibi geçmedi. Belki de biz ona biraz haksızlık ettik.
Tam bunları düşünürken yine sosyal medyada bir kavram çıktı karşıma: Arsavslut…
Kuzey ülkelerinde kullanılan “yılın kapanışı”anlamına gelen bir kelime. İyi bir başlangıcın çoğu zaman iyi yapılmış bir kapanıştan geçtiğini anlatan bir kavram. Geride kalana acele etmeden bakmak, olan biteni gerçekten kapatmak ve yeni yıla alan açmak anlamında.
Ve kendime şunu sordum:
Biz yeni yıl dileklerimizi bu kadar yüksek sesle söylerken gerçekten bu dileklere alan açıyor muyuz?
Şikâyet ettiğimiz şeyleri değiştirmek için bir çabamız var mı?
Yoksa aynı döngüyü yeni bir takvimle yeniden mi başlatıyoruz?
Bazen düşünüyorum… Biz kapanış yapmayı bilmiyoruz.
Hep başlamak istiyoruz ama bitirmeyi, vedalaşmayı,
“Bu böyleydi ve bitti,” demeyi bilmiyoruz.
Belki de o yüzden yeniler tam gelmiyor.
Çünkü eskiler hâlâ yer kaplıyor.
Kapanışı hep yanlış yerden anlıyoruz. İlla sert bir karar almak, büyük bir kopuş yaşamak, hayatımızda keskin bir çizgi çekmek zorundaymışız gibi geliyor. O yüzden de çoğu zaman bunu yapmamayı seçiyoruz. Çünkü yorucu, çünkü göz korkutucu, çünkü insanın kendisiyle yüzleşmesini gerektiriyor… Oysa her yılın, her ilişkinin, her hâlin bir kapanışa ihtiyacı var ve bu kapanışın böyle dramatik olması gerekmiyor. Büyük büyük kararlar almamız şart değil. Bazen sadece durmak yetiyor. Olan biteni acele etmeden görmek, kendimize biraz dürüst olmak ve kimseye kanıtlamaya çalışmadan şunu söyleyebilmek: “Ben bu yıl elimden geleni yaptım.” Çoğu zaman yeni olana yer açan şey, tam olarak bu kabulleniş oluyor.
Belki bu bölümün amacı da tam olarak bu.
Hep birlikte biraz durmak.
Sandığımız gibi olmayan şeylere bir bakmak.
Bir sonraki bölümde belki sevme biçimlerimizden konuşuruz.
Belki yakınlıktan.
Belki kaçtığımız şeylerden.
Ama bugünlük bu kadar.
Ben İlayda, bu da Sandığımız Gibi Olmayan Şeyler’in ikinci bölümüydü. Dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Ha bir de unutmadıysanız… Ben hâlâ buradayım.
E-BÜLTEN ABONELİĞİ
E-Bülten aboneliğiyle en güncel haberler e-posta kutunuzda!





