İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Külkedisi Cicilemesi Değil Sahici Karanlık

Norveçli yönetmen Emilie Blichfeldt’in “Külkedisi” yorumu “Çirkin Üvey Kardeş (The Ugly Stepsister)”, sinema tarihinin en etkileyici masal uyarlamalarından biri ve 2025 yılının en iyi korku filmlerinden de biri olarak karşımıza çıkıyor. Bir korku sineması fanatiği olarak böyle bir cesaret, böyle bir cüret ve bu arada toksik erkek egemen değerlerin kadına nasıl eziyet ettiğini, farklı dönemlere göndermelerle anlatan böyle karanlık bir film görmedim. Film toplumsal değerlerin rahatsız ediciliğini ortaya koyan nefis bir film. Külkedisi cicilemesi değil, sahici karanlık…

Cenk Erdem

“Çirkin Üvey Kardeş” filminde, filmin yönetmeninin dehası kadar başroldeki Lea Myren’in oyunculuğu da müthiş. Myren, Elvira karakterini canlandırırken performansıyla bana göre deyim yerindeyse Oscar’lık. Korku sinemasında “Carrie”’den “Jaws”’a ve meşhur “Kuzuların Sessizliği”’ne kadar efsanevi korku filmlerinin Oscar adaylıklarını ve ödüllerini bilirsiniz. Bence bu film uluslararası arenada bol bol ödül almalı. Nitekim daha şimdiden Boston Underground Film Festivali’nden “En İyi Yönetmen” ödülü, Neuchatel Uluslararası Fantastik Film Festivali’nden, “Avrupa’nın En İyi Fantastik Filmi” ödülü ve Norveç Uluslararası Film Festivali’nde verilen Amanda Ödülleri’nde “En İyi Kadın Oyuncu” ve “En İyi Makyaj” ödülleri olmak üzere toplam 4 ödülü var. 

Film, Norveçli bir kadın yönetmeninin gözüyle aslında orijinalinde de fazlasıyla karanlık bir masal olan Grimm kardeşlerin Külkedisi hikayesini aslı gibi karanlık ama çok daha entelektüel bir sorgulamayla anlatıyor. Aslında son 50 yıldır yani 80’lerde benim çocukluğuma denk gelen dönemlerden beri Disney’leştirilmiş Külkedisi uydurmasından ziyade çok daha gerçek, çok daha karanlık ve Grimm kardeşlerin anlattığı karanlık yoldan hareket ediyor film. Kadını güçlendirme hareketiyle birlikte yaklaşık son 10 yıldır masallar prensesleri de güçlendiriyor ama değişmeye direnen gerçek, ataerkil değerler…

Erkeğin kendini bilmezliği 

Hikâyeye gelince, neredeyse ne yazsam sürprizi bozmak sayılmaz çünkü hepimiz masalı biliriz. Külkedisi, meşhur hikayesinde bir baloya katılır. Prens’in seçtiği sevgili olmak, bir eş olmak için kötü muamele gördüğü evden, anne perinin dokunuşları sayesinde şıkır şıkır bir elbiseyle o baloya gider. Bal kabağından da bir arabası vardır. O meşhur araba gece 12’den sonra tekrar bal kabağına dönecektir. Ama bu arada şık ayakkabılarından tekini orada düşürür. Sonra bu ayakkabı kime olacaksa prens onunla evlenecektir. Bu hikâyeyi hepimiz biliriz. Ama aslında 80’li yıllarda yani neredeyse bundan 50 yıl önce ve son 50 yıldır Disney’in de burnunu sokmasıyla bu hikâye sanki çok sevimliymiş gibi anlatıldı çocuklara. Oysaki bu hikâyede her şeyden önce bir prens olarak erkeğin kendini bilmezliği var.

Erkeğin cüreti var ve kadına eziyet var. Müthiş bir cinsiyet ayrımcılığı, toksik erkek egemenliği üzerinden müthiş bir ideal güzellik algısıyla alakalı saplantı var. Ve bu saplantı aslında orijinal kaynağında Grimm kardeşlerin hikayesinde de var. Çünkü o ayakkabıyı kim giyebilirse onunla evleneceğim diyen prensin hatırına iki tane üvey kız kardeş orijinal hikâyede ayak parmaklarını bile kesiyorlar.

Bu filmde de çok daha karanlık bir yerden Elvira karakterini canlandıran Lea Myren bu felaketi olağanüstü bir performansla sergiliyor. Bu karakterin çektiği acıyı size hissettiriyor. Ve siz hepiniz o prens Julian (Isac Calmroth), nasıl bir kendini bilmezdir ki, şehrin bütün soylu bakirelerini sarayına çağırıyor, deliriyorsunuz. Bakalım hanginizi beğeneceğim dercesine, soylu bakireleri sarayına topluyor. Genç kızlar da kapışıyor. Bu olağanüstü bir iğrençlik ve bu iğrençlik ataerkil toplumlarla ve bugüne kadar ataerkil değerlerle hepimize kakalananlar. Filmin bir sahnesinde sinematografi açısından düşünecek olursak baloya davet edildiklerinde bir bakıyoruz Elvira karakteri üvey kardeşlerden biri olarak adeta bir kadın dansçı, “show girl” gibi görünüyor gözümüze. Aslında ister Las Vegas’ta bir show girl olsun, ister güzellik yarışmasında olsun, sürekli erkek dikizine hizmet etmek üzere programlanan kadınlar… İdeal güzellik için kadınlar bu kadar acı çekerken erkeğin dikizine ve kendini bilmezliğine bu kadar hizmet etmek iğrenç, buna alıştıran diziler, filmler de devam etmiyor değil üstelik. Ve bence filmin dehşet uyandıran iğrenç sahneleri ki buna mesela Elvira’nın ayakkabıya sığdırmak için ayak parmaklarını feda etmesi de dahil, dünya düzeni kadar iğrenç değil. 

Feminist öfke

Filmde bazı bakamayacağınız rahatsız edici sahneler bizde de hala direnen bazı toplum değerlerinden daha az rahatsız edici. Çünkü iğrenç bir dünyada yaşıyoruz. Erkek egemen kültürle kadının ideal güzellik anlayışıyla kendini feda ettiği canını yaktığı dönem diyelim ki 18. yüzyılda o meşhur korselerine sıkışmak zorunda kaldığı dönem olsun, diyelim ki 20. yüzyılda güzellik yarışmalarına çıkıp da kendini beğendirmeye çalıştığı dönem olsun, diyelim ki şu günde Ozempic içerek zayıflamaya çalıştığı dönem olsun, dönem fark etmeksizin eziyet hep aynı. Kadının erkek dikizine hizmet etmesi ve kendini beğendirmesi üzerine kurulu bu toplumsal kakalamaya kafa tutan bir film olarak görüyorum bu filmi. Film özellikle Prens Julian’ı öyle itici gösteriyor ki adamın kendini bilmezliğine öfkeleniyorsunuz. Yani film izleyicide bir feminist öfke de yaratıyor.

Şuursuz prens

Bu açıdan bana göre sinema tarihinin en güçlü feminist korku sineması örneklerinden biri ve oyunculuklar da olağanüstü. Külkedisi Agnes (Thea Sofie Loch Naess) karakteriyle alakalı olarak da hep çocukluğumuzda anlatıldığının, 80’li yıllarda Disney’in tarif ettiğinin dışında bir Agnes ile yüzleşiyorsunuz. Disney’leştirilmiş hikayelerde de iki tane şişko, üvey, çirkin, kız kardeş tarif edildi yıllarca. Kime göre çirkin? Kime göre şişko? Şişko olmak çirkinlik midir? Şişkoluk istenmez mi? Bu kakalanan değerlerle bir bakıyoruz ki külkedisi de sütten çıkmış ak kaşık değil. Külkedisi anlatılarda bize bu kadar güzel tarif edilirken sadece soylu bakireler arayan şuursuz prens için saraya koşması övülecek bir durum değil. Herkes içindeki güzellikle güzeldir. Herkes içindeki değerlerle güzeldir ve kimseye kendimizi beğendirmek zorunda değiliz. Formumuzda olmak, kendimizi iyi hissetmek için kendimize göre güzel olmak ve kendimize bakmaksa bambaşka… Maalesef ki son 50 yıldır Disney bile bu toksik erkek değerlerine ve prense kendini beğendirmeye çalışan Külkedisi karakterini matah gösterdi. Ama bu cesur film, üvey kız kardeşle empati kurduğumuz sinema tarihinin en güçlü korku filmlerinden biri…

⁠E-BÜLTEN ABONELİĞİ

E-Bülten aboneliğiyle en güncel haberler e-posta kutunuzda!

×