Aşk, öfke ya da korku… Hepimiz bu duyguların insan olmanın değişmez, evrensel parçaları olduğunu düşünürüz. Ancak duygular evrensel olmayabilir. Duygular yalnızca bireysel hisler değildir; toplum, kültür ve tarih tarafından şekillenen deneyimlerdir.
Yazı: Cenk Erdem
Her dönemin kendine özgü bir duygu dünyası vardır. Antik Yunan’daki cholos (öfke) veya elpis (umut) bugünkü kelimelerle aynı duygusal deneyimi karşılamaz. “Antik Yunan’daki bir aşık da benimle aynı öfkeyi hissetti” diye düşünebiliriz ancak duygular sadece biyolojik tepkiler değildir; tarihsel olarak inşa edilmiş kültürel pratiklerdir (Jan Plamper, The History of Emotions, 2015). Son yıllarda yükselen yeni alanlardan biri olan “Duygular Tarihi”, tarih kitaplarının bize pek de anlatmadığı farklı dönemlerin duygu dünyasını ve duyguların evrensel olduğu yanılgısını tartışıyor. “Duygular Tarihi”, aslında duygular yalnızca bireysel hisler değildir toplum, kültür ve tarih tarafından şekillenen deneyimlerdir fikrinden yola çıkıyor.
Aşk her zaman aşktır, düşüncesi de yanlıştır. Çünkü 18. yüzyıl icadı olan aşk olgusu ve verdiği hissiyat da elbette değişmiştir. Tarih boyunca yaşananlar, kültür, alışkanlıklar ve yeni icatlar özetle tarihsel bağlam duygunun özünü de aşkı da değiştirir.
Bu değişim sanat tarihinde sanatı da dönüştürdü mesela. Ressam Caspar David Friedrich izleyicinin ruhuna hitap etmek için geniş, merkezsiz manzaralar kullanarak melankoliye yöneldi. Goya ise ahlaki dersler veren sahneler yerine yıkıcı tutkuları ve varoluşsal acıyı tasvir etti.
Bizim coğrafyamızda ise duygular, nizamı koruyan ahlaki araçlardı. Duygular tarihi alanında çalışan, Türkiye’deki öncü isimlerden Nil Tekgül’ün “Emotions in the Ottoman Empire” (2022). çalışmasında gösterdiği gibi, erken modern Osmanlı’da duygular akıl dışı içsel durumlar değil; merhamet, şükran ve utanç gibi imparatorluğun ömrünü uzatan aktif sosyal pratiklerdi.
Sonuçta, Amerikalı tarihçi kültürel antropolog William Reddy’nin belirttiği gibi duygular kültürel temsiller ve toplumsal normlarla etkileşim içinde tarihsel olarak biçimlenir. Duygular tarihin bir yan ürünü değil, bizzat kurucusudur. Ancak bazı duygular tarih içinde yok olmuş veya yerini bambaşka hislere bırakmış olabilir.
Peki sizce bugünün dijital çağında biz hangi duyguları kaybediyoruz?
E-BÜLTEN ABONELİĞİ
E-Bülten aboneliğiyle en güncel haberler e-posta kutunuzda!






