14 yıl aradan sonra bir Limp Bizkit konserini adeta savaş vererek atlattık. Şarkılar Fred Durst’ün olgun yaşına rağmen yine her zamanki gibi olağanüstü enerjikti. Yat limanının yanı başında bir yaz akşamı ancak bu kadar güzel olabilirdi. Limp Bizkit seyircisi olarak sonuna kadar müthiş coşkuluyduk. Ve maalesef ki yılların Limp Bizkit grubunu şimdiki ergenler de keşfetmişler. Benim gibi, Jaws gibi X kuşağı da oradaydı, Limp Bizkit’i meşhur olduğu yıllardan çok iyi bilen Y kuşağı da fakat kendimi Z kuşağı gibi hissetmeme rağmen bir coşkunun ötesinde delilik içinde buldum.
Cenk Erdem
İnanılmaz coşku
Ve 2000’li yılların hip hop ve metali buluşturan meşhur Nu Metal gruplarından biri olarak Limp Bizkit yıllar sonra tekrar İstanbul’a geldiğinde gecenin yıldızları gençlerdi. Şimdiki ergenler muhafazakarlaşan ülkemde henüz pogo deneyimi yaşamamış olmalılar ki zinciri koparılmış gibi çıldırdılar. Pogo deneyimini belki de ilk kez yaşamının coşkusuyla abileri ve ablalarını da sürükledikleri müthiş bir savaşın ortasında kaldık. Buna rağmen konserde daha en başından itibaren Fred Durst’ün İstanbul’un adını haykıra haykıra söylemesi inanılmaz bir coşku yarattı. Bilirsiniz, Limp Bizkit konserlerinde daha önce de olaylar çıkardı, kargaşa olurdu ama maşallah Ataköy Marina’da İstanbul izleyicisi olarak bayağı iddialıydık. Kafamızı yarmadan konseri bitirdik.


Grup konserde en meşhur şarkılarını ardı ardına söylerken, Fred arada küçük enstrümantal aralar verdi. Tabii büyümüş biraz da. Yaş almış diyelim, yaşlanmış demeyelim. Arada küçük molalar ve o soluklanmalar hakkıdır tabii. Yine de bana kalırsa enerjisi çok iyiydi.İlk olarak 2011 yılında geldiklerinde zannediyorum 2 saatten fazla sahnede kalmış olan Limp Bizkit bu kez bir saati ucundan azıcık geçebildi. 90 dakikalık bir set gibi bile gelmedi bana, ya da doyamadık belki ama şarkılarını ister Y kuşağı olsun ister Z kuşağı olsun ister bizler X kuşağı olsun bağıra bağıra söyledik.
Pogo deliliği
Özellikle meşhur “Rollin’ “şarkısı tam da şarkının hakkını verircesine İstanbul’u salladı diyebilirim. Çünkü başından sonuna kadar zıplaya hoplaya bir hal olduk. Hatta ve hatta en aklı başında anlarımızda, 1970’li yılların meşhur The Who şarkısı “Behind Blue Eyes” yorumları sırasında üstlerinden atletleri, tişörtleri fırlamış gençlerimiz yerde kürek çekerek romantik bir mizansen yaratıyorlardı. Yani özetle en aklı başında anlarımızda bile böyleydik. Bir ara yanımda canımdan çok sevdiğim Beko’da iletişim alanında çok zehir gibi olan ve şarkıları da yaşayarak dinlediğimiz kız arkadaşlarımdan Tuba olduğu için bir yaralanma olmaması için acil T2 halime büründüm. Pogo çıldırması sebebiyle zırhlanmış gibi her yerdeydim. Terminatör 2’deki sentetiği hatırlarsınız, T2. Bir ara bazı gençler, “Abi kusura bakma biz seni siper alıyoruz.” dediler. Çünkü bana da kendimizi korumak için hafif geldiler bu Pogo deliliğinden. Savaşırcasına birbirinin üzerine atlamanın ötesinde zıplayıp hoplayıp ölmeden sağ salim o şarkılara eşlik edebildik ya şükürler olsun.
George Michael’a gökyüzüne selamlar


Fred Durst konserde bir ara “Bundan sonra ülkenize gelebilecek olursam”, deyip “hükümet izin vermezse” gibi bir laf etti, siyasileşti. Herhalde kulağına bir şeyler geldi. Ama o noktadan sonra bir Saraçhane ruhu da canlanmadı değil. Ataköy Marina’da; hep beraber “Zıpla, zıpla, zıplamayan… “diye bildiğimiz o meşhur şarkıyı/ sloganı hep beraber söyledik. O an da gerçekten nefisti ve gökyüzünde bile şimşekler çaktı. Neyse ki yağmur hafif çiseledi. Fred, “Take A Look Around” şarkısını söylemeden hemen önce sahnede sürprizim var, Tom Cruise gelecek, deyince bir an için inanmak istedik. Tabii ki arkasından bildiğimiz “Görevimiz Tehlike” teması alıntısıyla ünlü hitleri “Görevimiz Tehlike 2” filminin soundtrack parçasını da çığlık çığlığa hep beraber söyledik ve dans ettik. Zaten Limp Bizkit’in şarkılarını da hep öyle sevmiştik, dans edilebilir metal havasıyla… Tıpkı endüstriyel rock nasıl dans enerjisine sahipse nu metal türü de dans enerjisine sahip ve bu yüzden evvel ezel bayılıyorum. Grubun Korn turnelerine katılıp meşhur oldukları dönemlerde de yorumladıkları George Michael’dan “Faith” cover parçalarını da yine gayet iyi biliyorsunuzdur, fakat sahnede “Faith” yorumlarının hemen öncesinde Fred, “Sevgiyi hissediyor musunuz? aşkı hissediyor musunuz?”, diye konuştu ve o romantik atakla beraber DJ Lethal birdenbire George Michael’ın “Careless Whisper” şarkısını çalınca, şarkıyı bütün kuşaklar beraber söyledik ve gitarist Wes Borland romantizmden fenalık geçirip ölü numarası yaptı. O an sanki George Michael’a gökyüzüne selamlar gönderdik. Duygusal anlar da yaşattı bize Fred Durst. Arkasından da tabii o meşhur cover parçaları “Faith” ile beraberce coştuk.
Tüm meşhur şarkılar
Konserde bir ara, “Bir tane Türk gelsin aranızdan sahnede bir şarkı söylesin”, deyince bir gencimiz sahneye fırladı. Üniversite öğrencisiymiş. Her ne kadar şarkıya tam eşlik etmese de sağlam bir sahne hakimiyeti vardı. Bir MC gibi herkesi coşturmayı başardı, alkışları da kaptı. Tam da bir metalci havasına, imajına bürünmüştü. Fred, konserde ayrıca İstanbul’u çok sevdiğini, herkesin çok misafirperver olduğunu, yemeklerine bayıldığını da söyledi. Birkaç kez İstanbul’da bizlerle beraber çok güzel bir deneyim yaşadığının altını çizdi. Konserde “Generation”, “My Way”, “Nookie”, “Rollin’” gibi tüm meşhur şarkılarını söylediği için hepimiz performanstan çok memnunduk. Bu vesileyle konser boyunca Pogo çılgınlığını ilk kez yaşamış ergenlere huzur ve aşk diliyorum, umarım flörtleriyle daha güzel yakınlaşmalar yaşayarak bu derecede bir enerji boşalmasına ihtiyaç duymazlar
E-BÜLTEN ABONELİĞİ
E-Bülten aboneliğiyle en güncel haberler e-posta kutunuzda!













